KOÇLUK, ELMA AĞAÇLARI VE HİKAYELER
(Lütfen önce bir elma ağacı çizip okumaya öyle başlar mısınız? )
Bir soruya sahip olmak bu dünyada sahip olunabilecek en değerli şeydir. Çünkü soru (problem ya da yolunda gitmeyen şey de diyebiliriz) yoksa aranacak cevap, çıkarılacak ders, öğrenilecek yeni şeyler, oluşacak iç görü de yoktur. Hikaye büyük soruların ortaya konduğu ve cevaplara döküldüğü yerdir. Kendi hikayesine benzer hikayelerin tutkunudur insanoğlu. Çünkü orada çok pratik, çok ikna edici, en önemlisi alacağı bir cevap olduğunu bilir. Hikaye dinlemenin cazibesi böyleyken, kişisel hikayemizin olması, bir hikayenin parçası olmak, onu nasıl anlattığımız, nasıl bitirdiğimiz ya da anlatıp anlatmadığımız da yazgımızı değiştirebilecek etkiye sahiptir.
Ne zaman anlatıldı ilk hikaye bilmiyoruz. Belki de yere çubukla çizildi ve birkaç sesle anlatıldı. Zamanla duvarlara çizildi, kelimelere, mitlere, efsanelere, masala, hikâyeye döndü. İnsanın bir sihirli bir varlık olduğunu fark edişiyle (gerçekten öyleyiz) beraber değiştirip dönüştüren yanını icadı ve kelimeleri kol kala katıp dilden dile ulaşacak formülü buluşu; işte hikaye bu. Şimdi ya da geçmişte ya da hiç tereddütsüz gelecekte hikaye birden çok sebeple var olacak. Çünkü hikaye hayatın tamamına yerleşmiş durumda.
Hikayesi olmayanı kimse hatırlamıyor, unutulmaya mahkûm. Hatta hikayesini bilmeyen birey kendi içinde zorda. Bir hikâyenin parçası değilseniz hayat amacınız yok. Bir ürünü marka yapmak için de bir bireyi hayata tutundurmak için de hikâye gerekir. İnsanların sizin derdinizi dert edinmesi, yolunuza yoldaş olması sadece hikaye ile mümkün. İspat mı? Bugün şimdi adını bildiğin bütün liderlerin, sanatçıların, aile büyüklerinin hikayesini de bilirsin, çünkü hikayesi olmayanı zaten hatırlayamazsın ki.
Dünyaya geldiğimizden beri en büyük çabamız anlaşılmak için. Ahhh bizi bir anlasalar, neden bizim gördüğümüzü göremiyorlar, neden bizi yanlış anlıyorlar, hatta dinlemiyorlar? Aslında dilimiz döndüğünce her şeyi apaçık anlatıyoruz oysa anlattıklarımız tıpkı bir kimyagerin deterjandaki kimyasalları anlatması gibi. Bu kimin umurunda? Bana neşeyle kirlenip temizlenen bir dünyayı anlat; hikayeyi. Hikaye daha iyi anlaşılmak için bulunmuş bir yoldur. Hikaye cevaptır demiştik ya aynı zamanda hikâye saf duygudur. Bu duygu güçlü bir empati ,empati de etkili dinleme ve anlaşılmayı beraberinde getirir. İşte tam burada koçlukta hikayeleri nasıl kullanırız kısmına geçiyoruz.
Koçlukta iki tür hikâye ile karşılaşırız,
1. Bireysel hikaye.
2. Kadim hikaye, anonim hikaye .
Her iki hikaye de aynı sıralamaya sahiptir. Yani kadim bir hikayede ne varsa aslında bireysel hikayede de o vardır. Öyleyse önce kadim hikayenin kapısını açalım mı beraber?
1. Sıradan bir günde kahraman sıradan şeyler yapar,
2. Sonra bir engel karşısına çıkar,
3. Engel bin bir güçlükle aşılır,
4. Mutlu sona ulaşılır, kahraman sırdan gününe bir şey öğrenmiş olarak döner.
Bütün kadim hikâyeler, masallar da böyle bir işleyişe sahiptir. Tam burada aklıma bir hikaye geldi;
“Kadın, bilgenin yanında gözyaşlarını akıtır. Benim acımı dindir ey Bilge, çok sevdiğim evladımı kaybettim, kara toprağa verdim onu, bana bir yol göster der.
Bilge, kadına yardımcı olmak istediğini ancak bunun için yedi köyde yedi eve girmesini, yedi eşikten toprak getirmesini söyler. Ancak bu evlerden hiçbirine ölüm uğramamış olmalıydı. Kadın uzun ve zahmetli bir yollardan geçer, Bilgenin karşısında durur. Bilge kadına sorar; Neden ellerin boş?
Ey ulu Bilge, henüz ölümün uğramadığı tek bir eşik bile yok der.
Bilge o zaman; haydi sen de evine git eşiğini aş ve içeri gir, acını yaşamayı öğren, diğer bütün evlerin yaptığı gibi. Bu kadim hikayedeki basamaklar aynen şöyledir;
1.Kadın evinde oğluyla mutlu yaşamaktadır,
2. Aniden bir problem çıkar,
3. Kadın problemle mücadele eder,
4. Onunla nasıl mücadele edeceğini öğrenir ve evine (değişmiş ve içgörü kazanmış olarak )döner.(ödül)
Peki danışanın bireysel hikayesinde ne olur? Örnek bir diyalogla açıklayayım;
Ayşe “Aslında ben işimi çok seviyorum. Her gün işe gitmek için uyanırdım ama yeni gelen yönetici benim bütün neşemi aldı. Ondan kaçıyorum, konuşmuyorum ama olmuyor. Ne yapacağımı bununla nasıl başa çıkacağımı bilmiyorum. Böyle giderse işi bırakacağım”
Bu hikayede iskelet şu şekildedir;
1.Her şeyin yolunda olduğu günler yaşayan bir Ayşe vardır,
2.Bir problem çıkmıştır,
3.Probleme bir çözüm bulmuştur,
4. Bulduğu çözümden mutlu değildir.(ceza)
Ayşe olayları oluş sırasına göre sıralamış, mantıklı bir bütün elde etmiş, duygularını da katarak anlatmıştır. Bu, beynimizin olağanüstü kıvrımlarında onlarca işlemin artarda sıralanmasıyla meydana gelir. Anlatıcı (burada koçi) bizi misafir ettiği dünyasını ne kadar iyi resmederse koç hikayeye o kadar iyi şahit olacaktır. Koç gördüklerini yansıtacak göremediklerini, bu hikayede ilk kez gördüklerini soracaktır. Hem dinleyen için hem anlatan için etkili iletişimin son derece güçlüdür. Koç gerektiğinde devreye girer, merakla dinleyip sorular sorar. Ayşe’nin hikayesi henüz tamamlanmamış, koçluk becerileri onun için devrede. Her iki kişinin aynı hikayeyi ince ince ördüğü yerde Ayşe’nin hikayesi mutlu sonla bitecektir.
Hikayede koç şunları ve daha fazlasını duyabilir;
1. Kökenler,
2. Kimliğe ait veriler,
3. Yaşam amacı sorularına (meta sorular) verdiği cevaplar,
4. İlişkiler,
5. Olayların sıralanışı,
6. Değerler,
7. Kurallar,
8. Yaşam modelleri,
9. Ödül ve ceza,
10. Seçenekler,
Elbette hikaye anlatmak ister kadim ister bireysel osun bir yetenektir. Profesyonel hayatın içindeki bazı sektörler hikayenin önemini kavramış olsalar da bazı sektörler henüz hikayeye tam bir yer ayıramamış durumda. Bu bazen bir ön yargı bazen sadece yeterince bilgi sahibi olmamaktan kaynaklı. Koçluk, hikayelere en yakın meslek grubudur aslında. Her geçen gün merakla hikayeleri araştıran ve alet çantasına koymaya çalışan koçların sayısı atmaktadır. Bu son derece sevindirici bu durum. Çünkü eminim koçluk bilgisiyle hikayeler birleşince ortaya çok güzel sonuçlar çıkacaktır.
Ben de tam da buraya katkı sunmak niyetiyle hem hikayeyi hem de koçlukta hikayeleri anlattım. Mesele hikayeler anlatıp hoşça vakit geçirmek( bu da fena sayılmaz) değil mesele hikayeleri fark etmekte(dinleme, sezgi, merak). Her hikayenin onlarca penceresi vardır çünkü tıpkı elma ağacınınki gibi. Elma ağacının boz bozalak hikayesi, pembe tomurcuklu hikayesi, fidan oluşunun hikayesi de vardır elbette. Ancak bir elma ağacı çizin dediğimde hepiniz kıpkırmızı elmaları olan bir ağaç çizdiniz değil mi? Çünkü elma ağacının hikayesi bu, o böyle anlatıyor.
Güldane BERK
PCC, STORY COACH,YAZAR


